Türkiye ve Dünya için yeni bir dönem, küreselleşmenin sonu(!) ve otomotiv sektörüne yansımaları



McKinsey’in başlamadan sona eren danışmanlık hizmeti her yönüyle tartışılırken, bir an için, olası bir hizmet alımı kararının, dünya iş piyasalarına sunacağı rahatlamayı ve ikili ilişkilerde yaratacağı muhtemel faydaları bir kenara koyalım.

Uluslararası şirket veya bankaların, alım-satım veya borç verme gibi işlemlerde, McKinsey gibi uluslararası şirketlerin raporlarına güvenmesi ve onlardan değerlendirme istemesi, en olağan davranışlardan değil midir? Ülkemizde yakın geçmişte yapılmış birçok merkezi veya yerel yönetim ihale çalışmasında, süreçlerin başarı ile götürülmesi için, direkt yetkili makamların daveti ile bu ve benzeri uluslararası kuruluşların aktif görev aldığını hatırlatmakta fayda var diye düşünüyorum. Bunun en iyi ve yakın geçmiş örnekleri arasında, 3. Havalimanı projesi, İBB-İDO Özelleştirme ihalesi sayılabilir. Umuyoruz ki, bizim danışmanlık şirketlerimiz de ileride, uluslararası arenada bu derece kabul görür ve bu süreçlerde başarıyla görev alır. Tüm bunların ötesinde aslında McKinsey kararı, Nato’da müttefik olup, saha da aşikâr bir şekilde rakip olan Türkiye ve Amerika arasında, Türkiye tarafından Amerika’ya uzatılmış bir barış çubuğu ya da açılmış yeni bir kapı olduğunu da söylemeliyiz. Hiçbir icra fonksiyonu olmayacağı yetkili makamlarca ilk anda açıklanan McKinsey’in, Amerika Merkez Bankası’nın da danışmanı olduğunu hatırlatmakta fayda var. Aslında tüm bunlar, yine bugünlerde çok konuşulan ve bitip bitmediği tartışılan ‘’küreselleşmenin’’ somut bir göstergesi değil mi?

Küreselleşme’nin sonu (mu?)

Özellikle 1990’ların sonundan itibaren, sıklıkla duyulan ‘’küreselleşme, ortak pazar’’ gibi ifadeler, 2000’lerin başında, A.B.D sınırları içinde, söylem değiştirerek! ‘’yeni pazarlara giriş’’, ‘’satın alma-birleşme, ’’ gibi ifadelerle yer bulmaktaydı. O dönemde yaptığım sık A.B.D ziyaretlerinde, kamuoyu önünde yapılan bu ifade biçimlerindeki farklılığa birçok kez şahit olmuş ve oldukça şaşırmıştım. Geçen hafta Başkan Trump’ın, BM Genel Kurulunda söylediği ‘’Küreselleşme doktrinini reddediyoruz’’ ifadesi, artık malumun ilanından öte olmamakla beraber, ticaret savaşlarının yakın gelecekte varabileceği boyutları da haber verir nitelikte. Bugün tüm hızıyla yaşanan ve uzmanlara göre etkilerinin on yıllar sürebileceği bu yeni dönem, bizleri farklı ve katma değeri olan ürünler üretmeye mecbur bırakıyor. ABD’nin çelik üzerinden 20’yi aşkın ülkeye koyduğu ek vergiler, özellikle, vasıfsız çelik üreticisi Türkiye üzerinde oynanırken, vasıflı çelik üreticisi ve Amerika’nın bu alandaki en önemli tedarikçisi durumundaki Almanya’ya uygulamaması oldukça dikkat çekici! İkamesi olan vasıfsız ürünler, kolaylıkla yeni gümrük tarifelerine maruz kalırken, katma değeri yüksek ürünler her pazarda geçerliliğini koruyor.

Her alanda olduğu gibi, Otomotiv’de de, katma değerli ürünler üretmeliyiz!

Türkiye tarafından yapılan toplam ihracatın sadece % 3.5 kadarının, katma değerli ürünler teşkil ettiğini düşünürsek, gelecekte diğer pazarlarda da benzer (önleyici) tedbirlere maruz kalmamız kaçınılmazdır. Öte yandan, henüz oldukça yeni sayılabilecek katma değeri yüksek, savunma sanayi ürünlerini, su üstü platformlarını, helikopterleri ve insansız hava araçlarını, Türkiye büyük hızla ihraç etmeye başladı bile. Söylemek istediğimiz tam da bu! Başta otomotiv olmak üzere, tüm kilit sektörlerde, katma değerli ürün üretimi teşvik edilmeli ve stratejik hedefler arasına alınmalıdır. Bugün 2023 hedefleri arasında yer alan, yerli ve milli otomobil, yüksek hızlı tren ve milli uçak projeleri gibi çalışmaların başarıyla tamamlanması, bu açıdan bakınca çok daha büyük önem taşımaktadır. Bunlar hayata geçirildiğinde, doğrudan ithal edilen kalemler eksileceğinden, cari açığın azalmasına olumlu etki edeceği gibi, milli ürünler ihraç edilerek ekonomiye de ayrıca katkı sağlanacaktır.

Katma değerli ürünler için, sanayi-üniversite işbirliğini ön plana çıkarmalıyız!

Son yıllarda, sıklıkla ziyaret ettiğim yerlerden birisi de, İtalya’nın Emilia-Romagna Bölgesi. İtalya Sanayisinin kalbi sayılabilecek yerlerden biri olan bu bölge, kişi başına gelirde, Avrupa’nın en zengin bölgelerinden sayılıyor. Emilia, başta otomotiv olmak üzere, sağlık, makine imalat, metal işleme, elektrik-elektronik gibi, ‘’inşaat harici’’ sanayi üretimi yapan, 45.000 üretim tesisini içinde barındırıyor ve kişi başı düşen sanayi tesisi açısından, Avrupa’da yine ilk’ler arasında. Günümüzde artık, elektronik çip ve komponent üretimi bile yaptıklarını, Ferrari, Maserati, Lamborghini, Ducati gibi dünya markalarını, 1920’lerden beri başarıyla, tüm dünya’ya ihraç ettiklerini hemen söyleyelim. Son yıllarda yaptığımız iş ziyaretleri sırasında, otomotiv, demiryolu, sağlık gibi tüm sektörlerde, üniversite çatısı altında, üniversite-sanayi işbirliğinde oluşturulmuş ‘’arge merkezlerinde’’ ağırlanmış olmamız bir tesadüf olmasa gerek. Nedenini kavrayabilmek için, İtalya’nın her alandaki marka yaratma ve tasarım başarısını bir kenara koyarak, sanayi-üniversite işbirliği modelini iyi incelemek gerekir diye düşünüyorum. İtalya Sanayisinin başarı öyküsünün ardında yatan nedenlerinden biri, işte burada saklı…

Ülkemizde mevcut olan, Santez, Tübitak 1003, 1005 gibi, teşvik sistemlerinin geri dönüşleri iyi incelenmeli, İtalya’dakilere benzer bir teşvik modeli geliştirilirse, yaratabileceği farklar tartışılmalıdır. Bu şekilde oluşturulacak yeni bir modelin, hem bilimsel çalışmalara, hem de katma değerli ürün gelişimine, büyük katkı sağlayacağı kanısındayım.

Büyük firmaların korumacı, hantal yapılarını göz önüne alındığında, küçük ölçekli işletmelerin, hatta start-up’ların, katma değerli ürün gelişimi için desteklenmesinin doğru olacağı açıktır. Bunun için ilgili kurumlarımızı, Emilia-Romagna bölgesi Sanayi Konfederasyonu ve 1088 yılından beri eğitime devam eden Bologna Üniversitesi yetkilileri ile görüşmeye davet ediyorum. Bu konuda üzerimize düşen bir görev varsa, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da yapmaya hazır olduğumuzu belirtirim.

İletişim’in Gurusu Castelvecchi, yoğun istek üzerine bir kez daha Türkiye’de!

Ülkemiz, 31 Ekim-2 Kasım tarihleri arasında, dünyaca ünlü bir iletişim uzmanını ağırlamaya hazırlanıyor. İtalya’nın en büyük markalarının CEO’larına, önde gelen politikacılara ve hükümet birimlerine, gizli servislere, uluslararası banka ve kuruluşlara, “çok kültürlü ortamlarda iletişim teknikleri”, “vücut dili” ve “liderlik” dersleri veren Alberto Castelvecchi, Autopromotec Fuarı sponsorluğunda, Otomotiv Sektörü için bir kez daha Türkiye’ye geliyor.

Aftermarket pazarının Türkiye’deki gelişimini yakından takip eden ve Türk Pazarına olan desteğiyle bilinen Autopromotec, Türkiye’deki sektörel kurumlarla sıkı işbirliği içerisinde tanıtım çalışmalarına son dönemde hız verdi. Bu çalışmalar kapsamında organize edilen eğitim seminerlerine, dış pazarları hedefleyen otomotiv sektörünün tüm firmaları davet ediliyor.

‘’OTOMOTİV SEKTÖRÜNDE ULUSLARARASI BAŞARI İÇİN İLETİŞİM TEKNİKLERİ’’ semineri;

31 Ekim’de, OIB Otomotiv İhracatçıları Birliği işbirliği ile Bursa’da,

1 Kasım’da, GOSB Gebze Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü işbirliği ile Gebze’de, 

2 Kasım’da EBSO Ege Bölgesi Sanayi Odası İşbirliği ile İzmir’de yapılacak, kaçırmamanızı öneririm.

Saygılarımla,

Adnan Tolga Sancar 
Sancar Consulting LTD.